CTP-REKLAM

İktidarın ve Muhalefetin Yüzde Elli İle Dansı

 

Yazımızın başlığını koyduk koymasına ama, bu başlık doğrusu kesmedi beni. Şu başlığı da kullanmak istedim. “İktidarın ve Muhalefetin Yüzde Elliyle İmtihanı” başlığını da kullanmak istiyorum. Bir başlık daha kullanmak istiyorum bu yazıma o da: “Kes Sesini Avrupa, Kendine Gel İktidar, Ders Çalış muhalefet”. Evet bu başlıkların her birisinin de yazımın başlığı olmasını isterim. Şimdi gelelim referandumun sonuçlarına. Pek tabi ki, referandumun sonuçlarını kategorik açıdan ele almak zorundayım.

1-REFERANDUMUN YURT İÇİNDEKİ SONUÇLARI:

1.1- Referandum Sonucunun (Halkın) İktidar Partisine Yönelik Uyarıları:

1.1.1- Ey iktidar, sen bu seçimi hukuken ve teknik olarak kazanmış olabilirsin. Ama ama sana vermiş olduğum vize, sistemi değiştirmene izin vermektedir. Ancak değişiklik önerin, halka sunduğun şekliyle kanuni düzenlemelerle yapılamaz, yapılmamalıdır. Uyum yasalarını almış olduğun yüzde 51 lik oy oranını dikkate alarak çıkarmalısın. Bunlar nedir:

1.1.2- Yasama erkine yönelik olarak seçim kanununu değiştirmelisin. Bu kanunda, dar bölge seçim sistemine gitmeli, dar bölge barajlarını yönetimde istikrar ve temsilde adaleti zedelemeksizin katlanılabilir oranda tutmalısın. Bu oran mevcut orandan az olmalıdır.

1.1.3- Yasama erkinin bağımsızlığı için, ön seçim sitemini mutlak surette yürürlüğe koymalısın, ön seçimi hem merkezi yönetim hem yerel yönetim seçimlerinde uygulanacak şekilde vaz etmelisin. Ön seçimi istikrar açısından sorunlu görürsen, ön seçimi en azından mecliste gurubu bulunan partilerin ön seçime gitmelerini zorunlu tutarak daraltabilirsin.

1.1.4- Yasama organının yürütmeyi sorgulama ve denetimine ilişkin uyum yasalarındaki tıkanıklıkları açmalısın. Meclis iç tüzüklerini ve Siyasal Partiler Kanununun ilgili maddelerini Cumhurbaşkanının yasamaya ABANMASINI engelleyecek çözümlemeleri vaz etmelisin.

1.1.5- Yürütme erkini istediğin gibi düzenleyebilirsin ama yürütme organı başındaki bakanların millet vekili dokunulmazlığına sahip olmalarını yeniden gözden geçirmeli ve daraltma yönünde yeniden revize etmelisin.

1.1.6- Yürütmenin veya Cumhurbaşkanının yargıya abanması yönündeki yetkileri uyum yasaları kapsamı daraltılacak şekilde vaz edilmelidir.

1.1.7- Seçim Kanununda belirtilen maddelerin YSK kararı ile oyun ortasında değiştirme yoluna gitmemelisin. Bu konuda oyun kuralı değişikliğini oyun  haricinde yapmalı, oyun içindeki kural değişikliğinin yargıdan dönmesine engel olmamalısın.

1.1.8- Düne kadar sosyal demokratların seçkinci tavırlarını eleştiren  sen iken, bu gün itibarıyla seçkinci ve halkı çantada keklik görme gafletinden kurtulmalı, merkezdeki ve yereldeki bürokratlarının burnu havada tavırlarının sona ermesi ve tabanla barışması için onlara AYAR VERMELİSİN.

1.1.9- Türk halkının referandumda ortaya koyduğu mesajı, nasıl olsa yüzde 50 yi geçtik diyerek kulak ardı etmemeli, bu oranı dikkate alarak revizyon, açılım, uyum ve düzenlemeye yönelik mevzuat süreçlerinde önündeki iki yılı (gelecek genel seçime göre) iyi değerlendirmelisin. Aksi takdirde, halkın sana yönelik mesajının iniş trendine girdiğinin farkına varmalısın.

1.1.10- Merkezi yönetim ve taşra bürokrasisine yönelik bu tarihten sonraki atamalarında ehil kişilerin atanmasında kırk kere daha düşünmeli ve siyasi ekibinin yanında üst düzey bürokratik ekibinin de (tıpkı 2002/2008 dönemlerinde olduğu gibi) halka yönelik yaklaşım içinde olmalarına yönelik ayar  vermelisin.

1.1.11- Halihazırdaki anayasa değişikliği ve “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ne yönelik bir değişiklik olsa da, 2023 yılına toplumun daha geniş kitlelerinin üzerinde uzlaştığı 50 maddeyi geçmeyen temel hak ve hürriyetler ağırlıklı maddeler içeren soyut maddelerden oluşan bir içerikle yeni bir anayasa ile girmelisin.

1.1.12- Avrupa Birliğine körü körüne angaje olmayabilirsin. Bu olağandır. Ama unutma ki BATI MEDENİYETİ Türk Halkının kadim yönüdür. Bu yönden rahatsız olma, bu yönü ve yönelimi sağlıklı olarak içselleştir, iç mevzuatının bu standarda yönelik geliştirilmesi hedefinden asla vazgeçme.

1.2- Referandum Sonucunun (Halkın) Muhalefet Partilerine Yönelik Uyarıları:

1.2.1- CHP ye Uyarıları:

1.2.1.1- Ey CHP referandum sürecinde gördün ki, çalışınca oluyor. Kendine gel ve ekibini yeniden yapılandır ve çekirdek kadrondaki başarısızlığa alışmış kişileri güncelle, parti liderliği dahil gerekirse değiştirmeyi bir erdem olarak gör.

1.2.1.2- AK Partinin yıllarca halk katmanları üzerinde yürüttüğü sosyal politikaları gör ve sen bundan çok daha ileri politikalar üret ve bunu halka iyi anlat.

1.2.1.3- Toprağı saksıda, halkı halk otobüsünde gören zihniyeüt yerine ağzınıza HALK sözcüğünü alacaksanız, GERÇEK ANLAMDA HALKLA BERABER OLMAK ZORUNDA OLDUĞUNU BİL, bunu göstermelik olarak değil de samimi olarak yapmalısın.

1.2.1.3- Halkla olan kopukluğunu seçimden seçime değil de sürekli ve sürdürülebilir olarak tüm zamanlar için SAMİMİ BİR USLUPLA gidermelisin.

1.2.1.4- Sürekli olarak iktidarı kuru kuruya eleştirmek yerine, her eleştirinin peşinde parti olarak ÖNERİLERİNİNİZ ve SİZİN POLİTİKALARINIZIN NE OLDUĞUNU dikaktle özenle ve önemle ortaya koymalısın. Partinize özel politikaları ortaya koymalı ve bu politikaların tabanda karşılık bulan politikalar olup olmayacağını bilimsel araştırmalarla tespit edip uygulamaya koymalısın.

1.2.2- MHP ye Uyarıları:

1.2.2.1- Ey MHP, sen titre ve kendine gel. Başkanlığını önümüzdeki seçime kadar çöz, bölük pörtük bir taban ve liderlik yapısıyla önümüzdeki seçimde yok olacağını bil, bu konuda kendine bir VARLIK YOKLUK mücadelesi kapsamında yol çizmelisin.

1.2.2.2-İçinde dirayetli temiz liderler varsa onlara fırsat vermek en başta senin çıkarına olacaktır, kişisel ihtiras ve kaprisleri çekirdek kadroyu oluştururken bir kenara koymayı bilmelisin.

1.2.2.3-Tabanındaki ayrışmaya yönelik acil eylem planı hazırlayıp bu konuda sadece KENDİ PARTİN İÇİNDEN DEĞİL, BİLİM İNSANLARINDAN ve SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINDAN YARDIM ALMAYI ZÜL SAYMAMALISIN.

1.2.2.4-Parti yönetimini eleştirmenin TÜRK TÖRESİNE AYKIRI OLMADIĞINI, bunun bir erdem olduğunu bilmelisin.

1.2.3- HDP ye Uyarıları:

1.2.3.1- Ey HPD, lutfen gerçekleri gör. Bir sonraki seçimde yok olmaya mahkumsun. İddialı olacaksan, vizyonunu ve misyonunu değiştir, güncelle, kendini Türkiye Politikalarına yönelik uyarla, PKK ile olan bağlantını ve etkilenimini zinhar sona erdir, satır arası emellerinden vazgeç, Ezilen veya Türkiye Genelinde (iddia ettiğin) gelişmişlik ve kalkınmışlık eşitsizliği üzerin odaklanarak oy potansiyelin olarak Türkiye Coğrafyasına genişlet. Hatta bunun için, kendi partin içinde bir SİYASET AKADEMİSİ programları düzenle.

1.2.3.2- Hapsolduğun güneydoğu coğrafyasından çık, bir çok bölgeye yayılmış Kürt etnik kökenine sahip tabanını da gör, bunları sömürü veya yardım aracı olarak görme, üreteceğin Güçlü Türkiye Politikalarıyla onları da kazanmaya çalış.

2- REFERANDUMUN YURT DIŞINDAKİ SONUÇLARI:

2.1- Ey Avrupa, çeneni kapat, Türk Halkı birdir bütündür. Liderine sahip çıkmaktadır ve gerekirse senin bile tahmin edemeyeceğin partiler bir araya gelir ve sana OSMANLI ŞAMARINI ATABİLİR. Kendinle ilgilen, Türkiye nin güçsüzlüğü üzerinden politika üretmekten vazgeç, artık dünya rant pastasında veya sofrasında Türkiye ye hakettiği payı öngör. Öngörmediğin sürece, Türkiye de senin içindeki kendi yurttaşlarını bilinçlendirip sana kendi içinden dersini verebilir. Bunu darbe sürecinde zaten yeterince görmüş olmalısın. Referandum sürecinde Türkiye içine elini uzatmaya yeltendin. Dersini aldın, bunu bir kez daha aklına bile getirme.

2.2- Türkiye yi rakip olarak görebilirsin. Bunda sorun yok. Ama bil ki, Avrupa Topluluğunuz artık Türkiye için öyle ölüm kalım konusu değildir. Türkiye nin MUASIR MEDENİYET istikametinin BATI MEDENİYETİ olduğunu biliyor olman, bunu kötüye kullanabileceğin anlamına gelmez. Türk milleti, BATI MEDENİYETİNİ sana körü körüne mahkum olmadan da elde edebilir. Unutmamalısın ki, Türkiye nin güçlü olması, en başta sizi temin edecektir. Türkiyedeki karışıklık, Ortadoğu daki karışıklığın size bulaşmasından başka bir sonuç doğurmaz, sığınmacıların sınırdan geçişlerinin serbest bırakılmasında bile neye maruz kalabileceğini asla unutmayın.

Bunları daha da geliştirebiliriz. Bu maddelerde belirtilen hususları bir melodi olarak okuyup buna göre bir güfte yazıp onun üzerine beste çekerek ülke içi sulh ve sukun harmonisinin dansını bütün Türk milletiyle yapabilmek için özellikle siyasal partilerin yapacağı ve düşünecekleri çok şeyler bulunmaktadır.

Aydınlık yarınlar temennisiyle esen kalınız efendim.

 

Cumhur Başkanlığı Sisteminde Merkezi ve Yerel Demokrasinin Gereklilikleri

 

Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) Sisteminde Kuvvetler Ayrılığı ilkesi Kapsamında Egemenliğin Dağılımı ve  Demokratikliği Açısından Seçim Sistemlerinin önemi, Merkezi ve Yerel Yönetim Seçimlerinde Ön Seçimin Önemine İlişkin Birkaç Husus:

Türk yönetim tarihimiz boyunca geçerliliğini koruyan,“ulul emre itaat”deyimiyle siyasal hayatımızda bu güne kadar gelmiş toplumsal siyasal psikoz, gerek kadim Selçuklu gerekse Kadim Osmanlı devlet, hükümet ve bürokrasi geleneğinde yerini korumuştur. Son 950  yıldır tabanda (avamda) ve tavanda (havasta) yerleşik hale gelmiş bu psikoz yasama, yürütme yargı erklerinin kendi zamanına göre kendineözgü şirazesi kadim Türk Yönetim Tarihi ve geleneği içinde oturmuştur. Bu şiraze (sistemdeki erklerin dengesi) rejim Monarşi [padişahlık] de olsa, meşrûtî monarşi de olsa, Cumhuriyet te olsa, egemenliğin paylaşımı noktasında olmuştur. Öyle ki, Padişahın yanında baş vezir, yürütmenin yanında meclis (yasama) şu veya bu adla ve / veya fonksiyonla hep varolagelmiştir.

Ancak Türk yönetim tarihindeki bu geleneksel yapı son dönem Türk Siyasal Hayatındaki özellikle son elli yıla baktığımızda güçlü hükumetlerin çıkarılamaması on yılda bir kronikleşen darbe geleneği gibi nedenlerle sistem arayışlarına girilmiş ve özellikle 2010 lu yıllardan itibaren yoğun bir Anayasa tartışmasının içine girilmiştir. Bu konuda 2013 yılında bendeniz de TBMM ye (Anayasa Alt Komisyonu'na bir yaklaşık 50 maddelik bir Anayasa Metni önerisi göndermiştim.

Uzun yıllar boyunca, ülkenin gelişmesi, sadece yurt içinde değil, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da Balkanlar’da Avrupa içlerinde (Almanya, Hollanda vb.) Türk (Türkiyeli) nufusun nüfuzunun hakimiyeti 1921 ve 23 Anayasalarında kendini gösteren hükumet sistemine ve erk dağılımına yeterli gelmemeye başladı. Bu da büyüyen Türkiye’nin özgül ağırlıklı Türk nüfuz alanlarının tabanının genişlemesiyle başkanlık rejimi tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu konuda sadece bendeniz değil, Dünyada ve Türkiye'de çoğu dominant liderler, başkanlık rejiminin öneminden bahsetmiştir.

Ne var ki, bu gün ortaya konulan Cumhurbaşkanlığı sistemi, dünya üzerindeki klasik başkanlık sistemine göre kendine özgülükler barındırmakta, bir nevi a’laturka bir başkanlık modelidir. Zira, (Cumhur)başkanı(nı)n partisiyle bağlantısının devam etmesi, bakanların parlamento içinden olmaması gibi yapılar nedeniyle özellikle merkezi yönetimdeki yasama erkinin özerkliği, yerel yönetimde başkanlık seçimlerinin demokratikliği son derece ciddi sorunlar doğuracaktır.

Bir devlet başkanı ki, hem milletvekili aday adayları içinden adayları belirliyor, hem büyükşehir hem normal belediye başkan aday adayları arasından başkan adaylarını belirliyor, hem yütürmenin başı olarak bakanları belirliyor, hem de hsyk (yeni önerilen adıyla hsk nın)  önemli bir kısmını seçiyor... Varolan önerilen durum (gerçek) budur.

Bu sistem, demokrasinin vazgeçilmez fil ayaklarının oturtulması açısından SEÇİM KANUNUNUN değişmesini, bu kanunda da ÖN SEÇİM usulünün getirilmesini ve BARAJ sisteminin değiştirilmesini (merkezi ve yerel demokrasinin tabana yayılması adına zorunlu olarak ÖNCELİKLİ ve ÖNDELİKLİ konusu haline getirmektedir.

Şu an referandum konusu olan Cumhurbaşkanlığı sisteminin halkoylamasında geçmesi durumunda rejimin tiranlık doğurmaması açısından ÖN SEÇİM ve BARAJ düzenlemesi son derece önemlidir. Aksi takdirde Türk Devlet yapısının demokratikliği dünyada gülünç hale gelecektir.

Devlet sistemimizin yönetimde istikrarı, temsilde adaleti için, ön seçime ilişkin, barajlara ilişkin değerlendirme makalemizi ilerleyen zamanlarda kaleme alırız.

Bu uyarılarımız, kişilerden, kurumlardan vedahi kronolojiden bağımsızdır. Her kim tarafından ve her ne zaman bu hususlar bu konu aralığında dile getirilse, ortaya koyacağımız gerekçeler yine aynı olacaktır.

Amacımız, ülkemizin esenlik ve barış içinde aydınlık yarınlara YÖNETİMDE İSTİKRAR VE TEMSİLDE ADALET İLKELERİ ÇERÇEVESİNDE egemenliğin tabana yayıldığı, tiranların ve tağutların ortaya çıkmadığı bir düzene kavuşmasıdır efendim. Sağlıcakla kalınız.

Tuğla Gibi Yazı, Sakın Okumayın!!

 

İnat ettiyseniz okumak için, okuyun öyleyse. korkunun ecele faydası yok.

Hollandalı bir arkadaşım ne yapıyosun diye sordu, ben de: Signalle dişimi fırçalarım kendi kardeşimi ısırmak için, rama yağı yerim göbeklenmek, elidor kullanırım, kepeklenmek için, lipton içerim dudaklarımı yakaraktan, zavallılığımıza bakaraktan, domestos kullanırım, kirlenen siyaseti temİZLEMEK için, ing banka giderim cüzzamımı alıp inek gibiarslanın kuyruğuna takılırım, kendim üretmem bunları, lÜXüme takılırım.

(bu ürünlerin hepsinin hollanda ürünü olduğu söylenir. Sermaye bu, kafa tutmaya gelmez, tokatlar adamı... Ey milletim, kaç markanız var, Etiden, Ülkerden, Torkudan başka. Bunların da ağırlığı püsküğüt, biskevit)). Hollanda Avrupada değil ki, ürünleriyle içimizde. Bir hacı şakirimiz vardı onu da Palmoliv almış. Hangi yabancı markanın Türk sahipleri var diye sorsam neye yarar. Konuşup dururuz yazmaya üşenerek. Yazılan uzunsa sapar, kısaysa bakarız beğeni veya yorum bile yapmayız yoruluruz diye. DİNlenin siz efendim. dinlenmek mutluluk getirir.)) Hollandada köpeğe ısırtılmak istisnadır.))) Maç izlerken dinlenin maçanızı alsınlar. Gol attık kendimize topa tapınaraktan.
Bu yazıyı buraya kadar okuyan arkadaş, sıkılmadan okuduysan sende ümit var. O halde yarın hayırlı KALICI bir hizmet yap ülkene, eee, bir de bu yazımın sonuna yorum yaz bakalım, ne yapacakmışsın merak ettik. (a.fidan, b, ahmet, c, eeee, uyan millett))

Not: Bu gece şiir yazMAMAK için zor tuttum kendimi, nazımı tuttum ama nesiri tutamadım zağar. Karadeniz'in sağanak yağmuru gibi bir dakkada aktı klavyeden ekrana. Ne yapabilirim ki oldu bir kere. Beynimdeki şiirleri yazmamak için kıvrandım. Önce aforizma yazdım birdolu. Sonra isyan etti sözcükler. Haklıyı hakladılar sonra bi güzel akladılar. Balık yerken uzun uzadıya şatafatlı restoranlarda, alık alık baktık olup bitene, sövüp saydık Hollanda'ya.

Sövme milletim, say. Geçmişi say, geleceği say, hesap et, hasat et. Golleri saydıkça saydırırlar bize tek ayak üstünde. Biz tek ayak üstünde sayarken, elin kapitalisti kırkayağıyla ayak yapar bize. Bu yazımız da tekerleme türünde olsun tek ELLEME mantığına direnerekten.

Mutlu umutlu ve bol bol çalışan üreten yarınlarımız aydınlık olsun kıymetli okurlarım.

Yerel Kamusal Hizmetlerde Maskülen Uygulamalar

 

İkibinli yıllara kadar sürekli olarak konuşulup tartışılan ve 2005 yılından itibaren gerçekleştirilen Yerel Yönetim Reformları, 1930 tarihinden bu yana süregelen yerele ilişkin kronik sorunları bir dizi hukuksal  düzenlemelerle çözmeye çalışmış yapılan tüzel çalışmalarla bu günkü haline getirilmiştir.

Son elli yılda, küresel demografik, teknolojik ve kentsel gelişme ve ivmelenmelerin bir sorucu olarak ortaya çıkan mekanların daralması, iletişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişme nedeniyle “teknosfer” deki hızlı yoğuşma, lineerçözümlemelerin yanında vertikal çözümlemeleri zorunlu kılarak kentsel tasarımları yeni baştan gözden geçirmek zorunda bırakmıştır. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletlerce yürütülen kökeni 1970 li yıllara kadar dayanan (Habitat I ve Habitat II İnsan yerleşimleri konferanslarında da dile getirilen “insanca yaşama” ilkeleri ve sürdürülebilir kentsel yaşam ve çevre temaları 1982 Anayasası’nın 56 maddesi başta olmak üzere diğer ilgili maddelerinden de temel alınarak yerel yönetimleri ‘kentsel yaşam kalitesinin artırılması’ ve‘kentlileşme süreçlerinin tamamalanmasına  dair hizmet üretme ve girişimlerde bulunmada başat olarak yükümlemiştir.

Ne var ki, gerek Ana Kent yönetimlerimiz, gerek klasik ölçekli belediyelerimiz bu gelişim sürecine rağmen altyapılarını SKOLASTİK KRONİK ve MASKÜLEN BİR MANTALİTE İLE tasarlamaya devam etmektedirler.

Yerel yönetimler, alt yapı ve üst yapı çalışmalarında çoğu zaman gaflet ve dalalete varan BEN YAPTIM OLDU mantığını her nasılsa terketmek istememektedir. Kamusal politikaların ve yerel kamusal politikaların üstten giydirilmek yerine tabandan teklifi ve sunulması her zaman “ulul emre itaat” dozajıyla gözardı edilmiş,gelişmişliğin, muasır menediyet gerekliliğinin tavandan değil tabandan kamusal politika taleplerinin oluşturulduğu gerçeğiçoğunlukla görmezden gelinmiştir. Yerel kamusal hizmet politikalarında çoğulcu ve katılımcı demokrasi ilkeleri, yerini bilâkaydü-şart çoğunluğun yönetimine bırakmıştır.

Yerel yönetimlerin yerel kamusal hizmet ve mekan tasarlamalarında engelliler ve kadınlar kronolojik zamanın kahir ekseriyetinde görmezden gelinmiş, buna ilişkin hukuksal zorunlulukları da “kanunları arkadan dolaşma” kolaylığıyla geçiştirilmeye çalışılmıştır.

Hizmet sunan otoritelerin güçsüz lehine empatik tutum takınmaları, çoğu zaman hizmetin yaygınlığında ve devamlılığında engelleyen faktörler olarak görülmüştür.

En basitinden üst geçitlerin veya alt geçitlerin basamakları ortalama bir ayağın bile sığamayacağı darlıkta yapılırken, kimi kentlerde de etek giyen hanımların asla kullanamayacağı, alttan görülen basamaklar yapılmış, yaya trafiğinde yaya yoğunluğu hiçe sayılarak üst geçidin merdiveni sağ girişli olması gerekirken sol, sol girişli olması gerekirken sağdan yapılmış, kullan(maya çalış)an halka hem emek hem zaman kaybettirecek şekilde tasarlanmıştır. Üst ve/veya alt geçitler imal edilirken, engelliler görülmemiş, görülse de bozuk bir asansörle hukuksal gereklilikler geçiştirilmeye çalışılmıştır. Basit bir üst geçit alt yapısında bile, yer ve konum açısından gereklilik, hizmet tasarımındaki ihtiyaçtan kopuk konsept, alt yapıdaki maskülen tasarım hataları, engellilerin seyretmekle yetineceği, halka sunulan değil yapılın atılan kamusal mekan tasarımları halini almaktadır. Bu haliyle bu yapılar, ihtiyaç gidermekten öte, çoğu zanan çok daha büyük sorunlar üretir hale gelmiştir.

Yerel kamusal mal ve/veya hizmet tasarımlarında tabandan kopukluk, kentsel mekanda yaşayan bireyleri, çoğu zaman sosyal yaşamdan kopartmış, kentleşme ile birlikte sürdürülmesi gereken kentLİleşme çalışmaları, kentlileşme aleyhine gelişmeye devam etmiş, yapı tasarımları, bir dolu beton ve plastik yığınıyla kentsel mekanı nefes alınamayacak ölçüde şişirmiş ve bunaltmıştır.

Kentsel alt ve üst yapıya ilişkin (sözümona) hizmet tasarımları, hemşehri hakkı yerine hemşehri haksızlığını doğurmuştur. Çoğu zaman pozitif ayrımcılık kaygısıyla sunulan kamusal hizmetler, ya hiç kullanılamayacak yerde konuşlandırılmış, ya konsept olarak yanlış tasarlanmış, ya da kentsel demografik seyyaliyet açısından “vur deyince öldür” mantığıyla erkek cinsiyetini yok sayacak şekilde abartılmıştır.

Belediye meclis üyelikleri her ne kadar başkan adaylarının seçim kampanyaları sırasında sponsorluk yapan kişi veya kurumlara rezerve edildiğinden gerçek anlamda demokratik bir yapı olarak görülmese de yine de bu meclislere engelli meclis üyesi, kadın meclis üyesi kotaları getirilmesi şarttır. Maalesef her kentte bulunmayan sivil toplum kuruluşları üstü bir yapısı olan kent konseylerinin etkinliğinin artırılması, gerekirse belediye yasasının 76 maddesi değiştirilelerek konsey kararlarının yaptırım gücü olacak şekilde yeniden güncellenmesi vb. hususlar önerilerimiz arasında olacaktır.

Ülkemiz için aydınlık yarınlar temennilerimle esen kalınız.

Online Avam, Ofline Havas!

 

"Az olan değerlidir, kör atta azdır, o halde kör at değerlidir" demiş aristo asırlar öncesinden. Aristo bunu söylerken, asırlar öncesinden farkında olmaksızın mantık biliminin de temellerini atmıştır.

O gün bugündür, düz mantığa, kısır mantığa örnek olarak verilen bir cümle haline gelmiştir bu cümle. Hatta kısaca, "aristo mantığı" olarak ta bilinmektedir çoğu kişi tarafından.

Konuyu "avam" ve "havas" sözüne getirmeden önce bu düz mantığı nitelik ve nicelik olarak aristoya dayandırmak istiyorum. Neden?

Çünkü zor olan iyi olmaktır, zor olan çalışmaktır, zor olan erdemdir....

Hasılı "kalite" aslında zor olduğu kadar aynı zamanda emeğin doğrusal bir fonksiyonudur.

Avam, gazetelerin 3. sayfa haberlerini "vah vah, cık çık, hay anassını, yaa, gördün mü gibi tepkilerle huşu içinde okurken veya takip ederken, "havas" gazetenin bu sayfasını görmez bile. Görür belki ama, onun gördüğü, kişiler, olaylar değildir. Kişilerin ve olayların cereyan ettiği SİSTEM dir, SİSTEMATİK tir, FELSEFE dir.

Havas, bir yığın olay ve bir yığın insan arasından görülmeyeni çoğu zaman da görülEmeyeni görmeye çalışır. Bu onun özellikle istediği bir durum değildir.

Havas tan olmak için bir dizi diploma sahibi olmak gerekmez,

Havas tan olmak için kelli felli makam mevki sahibi olmak gerekmez,

Havas tan olmak için yığınlarca servet sahibi olmak gerekmez,

Havas tan olmak için yüksek takva sahibi olmak gerekmez.

Havas insan genetiğinin "sezgi" ve "analiz" yapabilme yeteneğinin MERAK içgüdüsüyle bir kişide bütünleşip, "erdem" tokmağı ile dövmesidir "nefis" denilen "id"in üzerindeki "ego"tarafından.

Havasın egosu o kadar güçlüdür ki, allah onlara süper egoya gerek duymayacakları bir disiplin vermiştir. Havas kendi azgın nefsinin itaatkar kolluk gücünü kendi beyninde barındırır. Bunu birileri için veya göstermelik için yapmaz, karakterinin bir yansıması olarak yapar.

Bu arada "ego" tabirimiz, herkesin daha doğrusu avamın bildiği anlamda ego değildir. Burada kastımız, Froid'in kişilik açıklamasını yaptığı id-ego-süper ego çizgisindeki "ego" dan başkası değildir. Yani havasın egosunun, yani öz denetiminin gücünden bahsediyoruz.

Havasın avama göre taşlanacak derece radikal fikirleri vardır. Bu fikirler ve hatta yaşayış kalıpları süper ego tarafından dizginlenemez, yönlendirilemez, değiştirilemez.

İşte bu yüzden havas kalabalıklar arasındaki bir alabalık bile değildir. Çünkü onlar kalabalık arasında da yokturlar. Nerede ANORMAL bir karakter varsa, nerede yalnız yaşayan biri varsa, nerede insanlar arasında anlaşılamayan, kabul edileyen, dışlanan birisi varsa çok büyük ihtimalle bu kişiler HAVAS tır. Bu kişiler, kendilerini BİLGİ ile güçlendirmedikleri zaman toplumda meczup olarak yerini alırken, bilgi ve erdemle kendini donatanlar ise, toplumda BİLGE veya şeyh, veya ermiş, veya dede, veya üstad, veya ulu olarak görülürler.

Havas toplum tarafından zor kabul edilir. Hatta ömürlerinin üçüncü çeyreğinden sonra yavaş yavaş algılanmaya başlanır. Havasın en büyük zorluğu, ANLAŞILAMAMAK tır. Onları en çok yaşlandıran şeydir ANLAŞILAMAMAK.

Havas belki de bu yüzden toplum içinde fazla bulunmaz, konuştuğu zaman toplum diline zor iner, inse bile anlaşılma sorunu yaşar.

Avamın en büyük nankörlüğü, HAVAS a saygı göstermemek, onları anlamamak, görmezden gelmek, onlara önyargı ile yaklaşmaktır.

Bu gün için herkes ekranlara dökülmüş plazmaya gizlenmiş kalabalıklar iken havas plastik likit tabaka arasına sığamaz, ama avam çoğu zaman havasın ürettiklerini canhıraş bir şekilde tüketir, hatta beslenmeleri için malzeme yaparlar.

Hatta çoğu zaman havastan önce, onun hizmetkarı meşhur olur.

Uzun dönemde havas sabun gibidir, bulunduğu ortamı derinden etkiler. Havasın kozasında milyonlarca avam zamanla yığınlaşıverir.

Havas tüketim toplumunun zavallı görülen endemik tipleridir. Uzun yıllar yokluklar içinde yaşarken, ölümlerinin arifesinde anlaşılmaya başlarlar, ölümlerinden sonra iyice anlaşılır lakin bunu havas göremez.

İşte bir havas için hayatın en acımasız gerkekliği de budur.

Baki selamlarımla, esen kalın efendim.

İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ

  • Sakarya Mah. Sakarya Cad. No:43/B Fatsa/ORDU
  • Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
  • +90 452 407 10 11

Son Yorumlar

3479821
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
Tüm Ziyaretçiler
52
812
864
12591
3479821

İp Adresniz: 54.167.44.32
Server Time: 2017-12-12 01:35:34